|
Description:
|
|
Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim, Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.
Ecrâm ü felek, levh-u kalem, mest-i nigâhım, Dîdârına âşık ulu Yezdân'dır Efendim.
Mahşerde nebîler bile senden medet ister, Rahmet, diyen âlemlere, Rahman'dır Efendim.
Kıtmîriniz ey Şâh-ı rüsûl, kovma kapından, Âsîlere lûtfun yüce fermândır Efendim.
Tâ arşa çıkar her gece âşıkların âhı, Medheyleyen ahlâkını Kur'an'dır Efendim.
Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalb im, Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.
Doğ kalbime bir lahzacık ey Nûr-i dilârâ Nûrun ki gönül derdime dermândır Efendim.
Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârın Feryâdı bütün âteş-i sûzândır Efendim.
_____________________________________________________ Ecrâm ü felek: Gök cisimleri, yıldızlar Levh-u kalem: Allah tarafından takdir edilip yazılmış olan Mest-i nigâh: Hayran olarak bakma Dîdâr: Yüz, çehre Yezdân: Allah, hayırları yaratan mâbûd Mahşer: Kıyametten sonra insanların yeniden dirilip toplanacağı yer Nebiler: Peygamberler Medet: Yardım Kıtmîr: Ashâb-ı Kehfin köpeğinin adı Şâh-ı rüsûl: Peygamberlerin şahı Buhurdan: Tütsü Hicrân: Ayrılık Lahzâ: Kısa zaman, bir bakış Dilârâ: Gönül alan Âşık-ı zâr: Ağlayan aşık Âteş-i sûzân: Yanan ateş |